||||Ziyaret Edin||||
En Güzel Hikayeler Kel Oğlan başlık:kel oğlanın düşü ekrem güneşli Padişahın, biricik kızı Güldane, ağır bir hastalık geçirmişti...Günden güne zayıflıyordu. Hekimbaşını birgün huzuruna çağırdı, "Hekimbaşı ! Nedur bu kızımın hastalığı? Nasıl bir illettir ki, gül gibi kızım yataklara düştü ? Tez çaresini bulasın, yoksa Cellata emir verir başını vurdururm !" der.... Hekimbaşı, ezilerek, büzülerek" Ulu Padişahım, emir veriniz, Frenk doktorlarına gösterelim bir de Güldane , kızımızı der...!" Masal bu ya, Frenk doktorları da gül yüzlü Padişahın kızının derdine merhem olamaz...! " Yavrum, bugün nasılsın bakalım ? Frenk dok torun , iksiri iyi geldi mi ? "der. Kız, "Babacığım ! Biliyorum, beni çok seviyor sun, ancak, beni rüyamda gördüğüm, bir delikanlı iyileştirir...O delikanlı, halktan biri, onu çok seviyorum...!" Padişah, tellal çıkartır, ülkenin dört bir yanına Tellal, tokmağı boynunda, asılı davula vurarak "Ey Ahali ! Duyduk duymadık demeyin ! Ulu Padişahımızın emridir, gül yüzlü kızı, Güldane hanım, amansız bir derde yakalanmıştır, kim kızı iyi ederse, iyi eden delikanlı mükafatla onurlandırı lacaktır...!" Kel Oğlan, annesine, "Ana be ! Şu padişahın kızını iyi edersem, padişah kızını bana verir mi der. Annesi, güler, "Kel oğlum Keleş oğlum, sen kim padişahın kızın iyi etmek kim ? Sen tembel bir baş belasısın...! Ormandan, doğru dürüst kışlık yakacağımızı bile getirmeye üşeniyorsun... Kızı bırak ta, şu merkabi ahırdan çıkar, nacağı ipi al, bin hayvana, ormana git, odun kes, şu ananın sırtı ısınsın !" der. Masal bu ya, Kel Oğlan, eşeği ahırdan çıkarır nacağı, ipi alır, heybenin gözüne koyar, heybeyi de hayvanın sırtına atar, kendisi de binerek türkü söyleyerek ormanın yolunu tutar. Köyün çeşmesinden geçerken, köy kızları gülüşerek, "Keloğlan ! Hangimizi istersin ? Kadriyeyi mi ? Zeynep'i mi ? Havayı mı ?" der. "Bacılar, benimle eğlenmeyin, ormandan kışlık yakacak odun getirmezsem, anam beni eve koymaz !" der. " Anan, nasıl bir kadın ki, senin gibi bir yiğidi eve koymaz !"diye gülüşürler. "Anamı siz bilmezsiniz, eline oklavayı alır nereme gelirse vurur !" der. "Aman, Keloğlan üzülme ! Yoluna git... Allah kolaylık versin !" der kızlar. Bir kız, " bırakın şu keli, testilerinizi doldurmaya bakın haspalar !" der. Keloğlan, " deh oğlum !" diye eşeği sürer. Az gider, uz gider, dere tepe düz gider,taşlardan kayalardan, bıtırak dikenlerinden, sıcaktan zor güç ormana varan Keloğlan, yorgunluktan uyuya kalır Eşek alır başını gider. Masal bu ya, Kel oğlan, ormanda bir ağaca sırtı- nı verir, vermez, esnemeye başlar, "Yavu ! Bana ne oldu der. Göz kapakları ağırlaşır, başı düşer Horlamaya başlar. Rüyasında, kendisini yeşillikler içinde bir yerde bulur...Ortada fıskıyeli bir havuz, ağaçlarda kuşlar ilerde akan bir dere, etrafında dönen penbe tüller içinde bir birinden güzel kızlar, Kel Oğlan, altından yapılma bir tahta oturmuş, iki yanında güzel cariye kızlar, yelpaze ile Kel Oğlanı serinletiyorlar... Kızlardan biri Kel oğlanı öpüyor, ne kadar uyur bilinmez, birden uyanır ki, eşek ortada yok ! Kel oğlanın aklı başına gelir ya, çok geç, düşer yola kös kös eve gelir. Annesi, "Kel Oğlum Keleş oğlum, hani merkep nerede diye sorar...Kel Oğlanda yalandan bol ne var, ağlamaya başlar. Kadın, "Kel oğlum keleş oğlum, şimdi niye ağlıyorsun der. "Ah ana ! Kurtlar, merkebi gözümün önünde afiyetle yediler, beni de bu şölene davet etmediler de ona ağlarım !" der. Yaşlı kadın, gülsün mü ağlasın mı bilemez:...